30 Nisan 2011 Cumartesi

Sınıra çadırkent kuruluyor


Suriye'de çatışmalardan kaçmaya çalışan siviller komşu ülkeler Türkiye, Lübnan ve Ürdün'e sığınmaya çalışıyor.Suriye'nin Türkiye sınırına yakın bazı köylerde yaşayan 252 Suriyeli önceki akşam can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle sınırdaki tel örgüleri aşarak Hatay'ın Yayladağı ilçesine geçti. Sığınmacılara Türk ordusu ve Türk Kızılayı sahip çıktı. Türkiye'ye giren grup, bir spor salonuna yerleştirilerek geceyi burada geçirdi. Jandarma tarafından yemek verilen mülteciler için dün sabah ivedi olarak 70 çadırdan oluşan bir çadırkent oluşturuldu
Türk Kızılayı, muhtemel mülteci gruplarına yönelik de bölgeye 10 bin kişilik mutfak ekipmanı, 2 seyyar mutfak, bin 75 çadır, 8 bin 500 battaniye, 464 yatak, çocuk bezi ve çocuk maması gönderdi. İnsani yardım operasyonu kapsamında Hatay, İskenderun, Samandağ, Reyhanlı Şube Başkanlıkları ile Adana, Elazığ, Muş, Düzce ve Marmara Bölge Afet Merkezleri alarm durumuna geçirildi. Bölgeye gönderilen çadırların bir bölümüyle çadır kent oluşturularak ihtiyaç sahipleri bu çadırlara yerleştirilecek. Sığınmacılara her gün üç öğün olmak üzere 300 kişilik yemek verilecek ve bu sayı ihtiyaç durumumda artırılacak. İlk gelen mülteci grubunu ziyaret eden Hatay Valisi Mehmet Celalettin Lekesiz, gelen Suriyelilerin Türkiye'de bulunan akrabalarında kalmak için talepte bulunduğunu, bunun ülkenin iç hukuku göz önüne alınarak değerlendirileceğini kaydetti. Lekesiz, parmak izleri alınan ve sağlık taramasından geçirilen Suriyelilerin, 18'inde gribal enfeksiyonun tespit edildiği, gerekli tedavilerinin yapıldığını söyledi. Suriyelilerin Türkiye'ye geçmesini değerlendiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da "Komşu ülkelerdeki bütün halklar bizim kardeşimizdir. Onların herhangi bir insani ihtiyacı söz konusu olduğunda buna mesafe koymamız söz konusu olamaz." dedi. Davutoğlu, Suriye'den vizesiz geçişlerin bir süreliğine askıya alınmasının da gündemde olmadığını kaydetti.

Kocasını görmek için Yayladağı'na koştu

Önceki gün "Türkiye" ve "Tayyip Erdoğan" sloganları eşliğinde sınırı geçen 252 kişilik grupta Hatay'da yaşayan Şerife Dendeş adlı bir vatandaşın da eşi bulunuyordu. Dendeş, kocasının diğer Suriyelilerle birlikte Yayladağı Fehmi Dinçer Spor Salonu'na yerleştirildiğini öğrenince bölgeye koştu. Yayladağı ilçesine bağlı Görentaş köyünde yaşayan 39 yaşındaki Şerife Dendeş, "Eşim siyasi bir suç gerekçesiyle 9 yıl Şam Hapishanesi'nde yattı. Evlendiğimizde cezaevinden yeni çıkmıştı. Türkiye'de yaşamak istiyorduk fakat 5 yıl yurtdışına çıkış yasağı olduğu için Türkiye'ye gelemedi. Orada işkenceler görmüş. Bu şekilde giriş yaptığını öğrendim ve kocamı alıp evimize götürmek için buraya geldim." şeklinde konuştu.

http://www.zaman.com.tr/haber

Ucube serginin davetiyesi Başkan Ataç'tan gitmiş


Eskişehir'de gerçekleşen 'Ucube-Ebucu' sergisini organize etmediğini söyleyen Tepebaşı Belediye Başkanı Ataç'ın şahıs ve kurumlara sergiye katılmaları için davetiyeleri kendisinin gönderdiği ortaya çıktı
Ucube serginin davetiyesi Başkan Ataç'tan gitmiş
Eskişehir'de gerçekleşen 'Ucube-Ebucu' sergisini organize etmediğini söyleyen Tepebaşı Belediye Başkanı Ataç'ın şahıs ve kurumlara sergiye katılmaları için davetiyeleri kendisinin gönderdiği ortaya çıktı



Davetiyede siyah zemin üzerine beyaz harflerle yazılan "Ucube-Ebucu" başlıklı davetiyede, Başkan Ataç'ın "Serginin açılışını onurlandırmanızı dilerim" sözleri görülüyor. Yine davetiyede, daveti yapan Başkan Ataç'ın ismi iri puntolarla yazılması dikkat çekiyor. Eskişehir'de CHP'li Tepebaşı Belediyesi'nin galerisinde açılan ve camilere başörtüsüne hakaret edilen resimlerin yeraldığı serginin organizasyonuyla ilgili olarak yeni ayrıntılar ortay çıktı. Önceki gün basın toplantısı düzenleyerek kendini savunan Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, söz konusu sergiyi belediye olarak kendilerinin organize etmediğini, kimseye sergiyle ilgili davetiye göndermediklerini ve içeriğini bilmediklerini açıklamıştı. Ancak, durumun böyle olmadığı ortaya çıktı.
PROTESTO EDİLDİLDİ

Ataç'ın kendi adıyla kentteki çeşitli kurum, kuruluş ve şahıslara söz konusu sergiye katılmaları için davetiye gönderdiği belirlendi. Ataç'ın yine aynı gün Tepebaşı Belediyesi'nin organizasyonuyla belediyenin kültür merkezinde Kars'taki İnsanlık Anıtı heykelinin yıkılmasını protesto etmek amacıyla "İnsanlık yıkılmaz. Ben gördüm, duydum, tanığım" konulu bir söyleşi yaptığı ortaya çıktı. Öte yandan, caminin ucubeye benzetildiği, tesettürlü kadının ağzının iç çamaşırıyla kapatıldığı söz konusu sergiye Eskişehir İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği'nden sert tepki geldi. Dernek Başkanı Murat Şavk, 'Ucube' isimli sergide yer alan çizimlerin, milletin dini değerleriyle alay eden, dini simgeleri aşağılayan çalışmalardan oluşmasını şiddetle ve nefretle protesto ettiklerini söyledi. (CİHAN)
http://yenisafak.com.tr/Gundem/

Esad sonrasına hazırlık


tırmanan gerilim üzerine Ankara kırmızı alarm verdi. Dışişleri Konutu'ndaki toplantıda Esad'lı ve Esad'sız Suriye senaryoları masaya yatırıldı

Suriye'de olayların şiddetlenmesi ve Türkiye sınırına göç dalgası başlamasından sonra Ankara kırmızı alarm verdi. Cuma gecesi Dışişleri Bakanlığı konutunda ve öncesinde yapılan toplantılarda Suriye'deki tüm gelişmeler ve olası senaryolar masaya yatırıldı. Suriye içi dengeler, uluslararası toplumun tutumu ile birlikte değerlendirilirken Esad'lı ve Esad'sız iki senaryo üzerinde duruldu. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin reformları uygulama kapasitesi ve iktidarın devamı için "yüzde 50" ihtimal ortaya çıktı. Toplantılarda MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile DPT Müsteşarı Kemal Madenoğlu başkanlığında Şam'a giden heyetin gözlemleri ile Hatay Valisi Celalettin Lekesiz'in sınırdaki gelişmelerle ilgili gönderdiği sıcak bilgiler de değerlendirildi. Esad'la görüşen özel temsilcilerin izlenimlerine göre, Suriye'de durum "yüzde 50 - yüzde 50" olarak görülüyor. Esad için "Reformların gerektiğini biliyor ancak kararlılık ve zamanlama sorunu yaşıyor" değerlendirmesi yapıldı.

ESAD'LI SURİYE SENARYOSU
Yüzde 50 pay biçilen senaryoya göre Esad'ın reformları sürdürmesi halinde yönetimini koruyabilmesi mümkün. Ancak yönetime karşı gösteri yapan kitlelere yönelik şiddet kullanılmaması gerektiğini açık bir dille ifade eden Türkiye, demokratikleşen bir Suriye'ye tüm desteği vereceğini de bildirdi. Şam yönetiminin şeffaflaşması, siyasi muhaliflerin serbest bırakılması ve çok partili hayata geçiş de Ankara'nın tavsiyeleri arasında. Bu amaçla Ankara-Şam hattında temas trafiği yoğunlaşarak artacak. Esad, reformları hayata geçirirse, kendisinin Nusayri, eşi Esma Esad'ın da Sünni kimliği sayesinde yönetim Suriye'nin tüm kesimlerine hitap etmiş olacak, ülke iç barışı güçlenecek.

ESAD SONRASI
Yine yüzde 50 pay biçilen Esad'sız senaryoda ise Ankara, Şam'daki siyasi aktörlere demokrasiye geçiş sürecine sahip çıkmalarını telkin edecek. Uluslararası aktörleri de Suriye'nin iç işlerine karışmadan demokratik dönüşümü desteklemesi için yönlendirecek. Sokakların daha fazla karışması, kitlelere sert müdahale ve aşırı güç kullanımı, daha fazla kan akması ve Esad'ın reformları gerçekleştirmekte yavaş kalması halinde Suriye istikrarsızlığa itilecek. Bu durum Türkiye dâhil bölge ülkelerini derinden etkileyecek. Ankara, bu senaryoda Esad'ın koltuğunu koruyamayacağı analizini yapıyor.

ABD'den Suriye'ye ilk somut yaptırım
Suriye'deki şiddete yönelik ilk somut yaptırımlara onay veren Beyaz Saray, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a "İzlediğin yolu hemen değiştir" çağrısında bulundu. ABD Başkanı Barack Obama tarafından dün imzalanan başkanlık emrinde, Beşar Esad'ın kardeşi ve Suriye ordusu yetkilisi Mahir Esad, Beşar Esad'ın kuzeni, Dera bölgesinin eski istihbarat yetkilisi Atıf Necib ve istihbarat Teşkilatı Başkanı Ali Memluk'a yönelik ekonomik yaptırımların uygulanması kararlaştırıldı. Suriye halkına yönelik şiddet eylemlerinin sürmesi halinde yaptırım listesinde yer almayan Esad'ın da listeye dâhil edilebileceği belirtildi.

HELİKOPTERLE CAMİYE İNDİ
Suriye güvenlik güçleri tank ve helikopterlerle Dera kentinde demokrasi yanlısı göstericilerin buluşma noktası haline gelen Ömeri Camisi'ni baskın düzenledi. 90 dakika süren baskında cami imamının oğlu öldü, tank ateşine hedef olan bir evde ise bir kadın ve iki kızı öldü.

Dışişleri Konutu'nda 2 saatlik Esad analizi
Dışişleri Konutu'nda Cuma günü yapılan toplantında, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın niyeti analiz edildi. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Esad ile yaptığı görüşmeye dair bilgi verdi. Toplantıda reformları hayata geçirmesi için Suriye'ye desteğe devam edilmesi kararlaştırıldı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu önceki gün Konya ziyaretini yarıda keserek Ankara'ya döndü ve İçişleri Bakanı Osman Güneş, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Aslan Güner ve Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala ile koordinasyon toplantısı yaptı. 2 saat 15 dakika süren toplantı üç aşamadan oluştu:
BİRİNCİ AŞAMA: Arap dünyasında peş peşe devam eden isyanlar ve bunun başta güvenlik olmak üzere Türkiye'ye etkileri masaya yatırıldı.
İKİNCİ AŞAMA: Suriye'de Esad'ın izleyeceği yöntem detaylı olarak aktarıldı.
ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Hatay Yeşildağ'a gelen 229 Suriyelinin analizi yapıldı.

ESAD'IN NİYETİ
MİT Müsteşarı Fidan, Şam'da Esad ile yaptığı görüşmenin ardından MGK'ya sunduğu bilgileri bu defa operasyon ekibiyle paylaştı. Fidan'ın toplantı sırasında, "Esad reform yapmak istiyor fakat memleket elden gidiyor diyerek, önce bozguncuları mı düzene sokacağı, yoksa reform mu yapacağına dair izlenimlerimiz net değil" mesajı verdiği öğrenildi.
http://www.sabah.com.tr/Dunya

'Namazla ne alakanız var'


Devletin imamının arkasında namaz kılmayın' çağrısını eleştiren Erdoğan, "Sizin namazla falan ne alakanız var. Apo'yu peygamber ilan edenlerle işimiz olmaz" dedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Muş mitinginde BDP'ye "Apo'yu peygamber ilan edenlerle işimiz yok" diye yüklenirken, CHP'yi "Silivri'de Ergenekon, Batman'da KCK satıyor" sözleriyle eleştirdi. "Devletin imamının arkasında namaz kılmayın" çağrısı yapan BDP'lilere gidince "Sizin namazla falan ne alakanız var. Apo'yu peygamber ilan edenlerle bizim işimiz olamaz. Bizi aldatanlara karşı hep beraber olacağız" diyen Erdoğan, meydanda toplanan 20 bin kişiye şu mesajları verdi:

SİVİL İTAATSİZLİK
Cuma namazı ne demektir? Bunlar bizim birlik sembollerimiz. Biz cuma günleri köylerde namaz kılmazdık. Kasaba, ilçe veya ildeki camilerde toplu olarak namazı kılardık. Terör örgütü devletin imamlarının ardında namaz kılmayız diyor. Sizin namazla ne işiniz olur? Apo'yu peygamber ilan edenlerle bizim işimiz olamaz.
Bunlar sivil itaatsizlik diye bir şey tutturdular. Yol kesmeye alışmışlar. Bunlar yasa tanımaz. BDP'nin milletvekili terör örgütü mensuplarıyla yan yana fotoğraf karesinde. BDP'li Diyarbakır Belediyesi'nden Molotof kokteyli atılıyor. Bunların hepsi kayıt altında.
Millet size yürü diyorsa yürüyün. Yoksa da millete saygı duyacaksın. Tayyip Erdoğan'ı tehdit ederek bir yere varamazsın. PKK terör örgütünün lider kadrolarından 8 tanesi uyuşturucu kaçakçılığına bulaştığı için ABD Hazinesi tarafından mal varlıkları donduruldu. Bunlar Türkiye'de maalesef BDP ile ilintili.
Bu topraklar, bu vatan bizim vatanımızdır. Ayrım yok bölücülük yok. Biz et ile tırnak gibiyiz. Yer ile gök ne kadar ayrılmaz bir bütünse ne kadar kardeşse bizde işte o kadar kardeşiz. Kim bunun aksini iddia ediyorsa biliniz ki tarihi reddediyor gerçeği katlediyor kendini inkâr ediyordur.
Muş'ta ayrı İstanbul'da ayrı konuşanlardan değiliz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Silivri'ye gidiyor tezgâhında Ergenekon satıyor. Batman'da KCK satıyor. Tunceli'ye gidiyor Alevilik satıyor. Konya'ya gidiyor Mevlana'dan bahsediyor. Bunların nasıl küfrettiklerini duydunuz değil mi? Ama ben Kılıçdaroğlu'nun annesine saygı duyuyorum. Bunlar nabza göre şerbet sunuyorlar. Bunlar dürüst değil. Çarşaflı kardeşime rozet takıyorlar sonra otobüsten aşağı atıyorlar. Bunu Baykal da yaptı, bunlar da yapıyor. Sen de elle, dille fazla ileriye gidiyorsun.
Ne diyorum ben 'en az 3 çocuk.' Bu milletin çoğalması lazım tamam mı? Bunu Başbakanınız olarak söylüyorum. Allah ziyade etsin. Bazıları diyor ki 'sakın bu Başbakan'ın dediğine inanmayın'. Ben de diyorum ki bu sizin kardeşiniz, Başbakanınız ne diyorsa onun yapın.
http://www.sabah.com.tr/Gundem

Kaddafi'nin oğlu öldü!


Libya liderinin NATO'ya yaptığı ateşkes çağrısının hemen ardından karargâhı vuruldu: Oğlu ile üç torunu hayatını kaybetti

Libya'daki çatışmalar sürerken NATO'nun dün akşam yaptığı füze saldırısında Muammer Kaddafi'nin en küçük oğlu ile üç torununun öldüğü açıklandı. Bu sıcak gelişme, Libya Hükümet sözcüsü tarafından dün gece yarısından sonra yapıldı. Sözcü, NATO'nun daha önce yaptığı gibi dün de Kaddafi'nin Trablus'taki karargâhını hedef aldığını ileri sürdü. NATO'nun saldırısı sırasında Kaddafi'nin de karargâhta olduğunu belirten sözcü, saldırıda Kaddafi'nin 32 yaşındaki en küçük oğlu Seyf El Arab ile üç torununun öldüğünü bildirdi. Sözcü füze saldırısından Kaddafi'nin yara almadan kurtulduğu açıkladı. Muammer Kaddafi, saldırıdan bir kaç saat önce devlet televizyonundan NATO'ya ateşkes çağrısı yapmıştı. Kaddafi, canlı yayınlana 80 dakikalık konuşmasında NATO'nun bombardımanı durdurması halinde ateşkes yapmaya ve görüşmelere hazır olduklarını söylemişti. Bu konuşmanın hemen ardından NATO'dan ret yanıtı gelmişti.
http://www.sabah.com.tr/Dunya

"Biz Kardeşliğin, Dayanışmanın, Paylaşmanın Hayalini Kurduk ve Bu Hayalin Peşine Düştük"


AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütün büyük zaferlerin, bütün büyük medeniyetlerin temelinde hayal bulunduğunu belirterek, ''Biz de milletimiz, ülkemiz için hayaller kurduk. Her bireyin özgürce yaşayabildiği, kendisini özgürce ifade edebildiği, inancını özgürce yaşayabildiği bir Türkiye'nin hayallerini kurduk. Yoksulluğun tükendiği, işsizliğin azaldığı, emeğe, ekmeğe musallat olan her ne varsa geri dönmemek üzere gittiği bir Türkiye hayalini kurduk. Biz kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın hayalini kurduk ve bu hayalin peşine düştük'' dedi.

Başbakan Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi'nde, kamuoyunda ''çılgın proje'' olarak adlandırılan ''Türkiye Hazır Hedef 2023, İstanbul Hazır Hedef 2023'' projesinin tanıtım toplantısında yaptığı konuşmasına, bir İstanbul aşığı olan, İstanbul'u ''hayal şehir'' olarak tanımlayan Yahya Kemal'in İstanbul üzerine yazdığı ''Deniz'' adlı şiiriyle başladı. Şiirin, ''Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız/Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız, yürü!/ Hür maviliğin bittiği son hadde kadar/İnsan, alemde hayal ettiği kadar yaşar'' dizelerini okuyan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İnsan alemde hayal ettiği kadar yaşar. Alparslan bir hayal kurmuş, Anadolu'nun kapılarını aydınlığa aralamıştır. Osmangazi bir düş görmüş, göğsünden çıkan filizlerin Tuna'dan Dicle ve Fırat'a, Nil'den Drina'ya kadar uzanan bir çınara dönüştüğünü hayal etmiş, bu hayalin peşinde cihan devleti Osmanlı İmparatorluğu'nun tohumlarını atmıştır. Fatih Sultan Mehmet hayal kurmuştur, gemileri karadan yürütmüş, karanlık bir çağı kapatmış aydınlık bir çağın bu kapılarını ardına kadar açmıştır. Süleymaniye Mimar Sinan'ın önce hayallerini süslemiş, ardından İstanbul'un incisi olmuştur. Selimiye Edirne'nin, Türkiye'nin, dünyamızın incisi olmuştur. Çil çil kubbelerin, medreselerin, anıtların, kütüphanelerin, emsalsiz dizelerin ardından hep hayal vardır, hep engin bir muhayyile vardır. Çanakkale Zaferi, hayal kurabilen kumandanların, istiklal hayali kurabilen Mehmetçiklerin eseridir, Mustafa Kemallerin eseridir. Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti hayal kurabilen Anadolu'nun, Trakya'nın eseridir.''

Bütün büyük adımların bir hayalle başladığını, bütün büyük hedefleri bir hayalin ateşlediğini, bütün büyük medeniyetlerin temelinde önce hayalin bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, ''Biz de milletimiz, ülkemiz için hayaller kurduk. Her bireyin özgürce yaşayabildiği, kendisini özgürce ifade edebildiği, inancını özgürce yaşayabildiği bir Türkiye'nin hayallerini kurduk. Yoksulluğun tükendiği, işsizliğin azaldığı, emeğe, ekmeğe musallat olan her ne varsa geri dönmemek üzere gittiği bir Türkiye hayalini kurduk. Biz kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın hayalini kurduk ve bu hayalin peşine düştük'' diye konuştu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde İstanbul'a duydukları aşkın, sevdanın, tutkunun bir neticesi olduğunu kadar İstanbul için kurdukları hayallerin neticesi olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Necip Fazıl ne güzel söylemiş İstanbul için... 'Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar/Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar/İçimde tüten bir şey, hava, renk, eda, iklim/O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim/Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur/Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur/Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale/Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.../Ana gibi yar olmaz İstanbul gibi diyar/güleni şöyle dursun/Ağlayanı bahtiyar/Gecesi sümbül kokan/Türkçesi bülbül kokan/İstanbul, İstanbul...' İşte böyle bir İstanbul'un hayaliyle iş başına geldik gecesi sümbül kokan bir İstanbul için kolları sıvadık. Türkçesi bülbül kokan bir İstanbul için 4.5 sene gecemizi gündüzümüze kattık.''

İstanbullu çocukların hayalinin temiz su içmek, parklarda, bahçelerde, yeşil alanlarda cıvıl cıvıl koşmak, temiz bir hava solumak olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Biz bu hayali gerçeğe dönüştürmek için koştuk. Çünkü devraldığımız İstanbul'da bunlar yoktu. Çöp dağları vardı, iktidarda CHP vardı. Ümraniye'de çöp dağlarının patladığı ve 39 vatandaşımızın öldüğü şu Ümraniye'de iktidarda CHP vardı. Çöpten, çöp dağlarından kurtararak buraları yeşil park alanlarına dönüştürdük. Suyun hayaliyle kavrulan İstanbul'u suyla buluşturduk. Temiz bir Haliç isteniyordu ama kime gittiysek, bize diyordu ki 'Haliç temizlenmez'. Ya ne olur diye sorduğumuzda, 'ancak burayı doldurmanız gerekir' diyorlardı. Kayalarla, topraklarla dolu bir Haliç düşünebiliyor musunuz? Bunu söyleyenler, danıştığımız koskoca hocalarımızdı. Fakat biz araştırdık ve Haliç'in temizlenebileceğini öğrendik ve onun projelerini yaptık. Haliç'in içinden o bütün çamuru aldık ve onu 9.5 kilometre uzaklıktaki Alibeyköy'deki taş ocaklarına taşıdık. Ama kimse bunun farkında değildi. Oraya petrol boru hattı gibi borular döşemiştik. O borulardan HAliç'in bütün çamurlarını sıvı haline getirip taşıdık. Oradan kendimize 650 bin metrekarelik bir yeşil alan meydana getirdik. Kim çevreci CHP mi biz mi?''

http://www.akparti.org.tr/

Başbakan Erdoğan: "İstanbul'da Bu Projeyle Beraber, İki Yarımada, Bir Ada Oluşuyor"


AK PARTi genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da iki yarımada ve bir adanın oluşacağını belirterek, ''İstanbul'un Avrupa yakasında, şehrin batısında, Karadeniz ile Marmara Denizi'nin arasına, yaklaşık 45-50 kilometre uzunluğunda bir kanal yapıyoruz. İstanbul'umuza 'Kanal İstanbul'u kazandırıyoruz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi'ndeki toplantıda ''çılgın proje'' olarak adlandırılan ''İstanbul Hazır; Hedef 2023'' projesini açıkladı. Türkiye'nin bu büyük hayali, bu büyük projeyi gerçekleştirecek iradeye sahip olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, kaynak noktasında bir sıkıntı olmadığını söyledi. Projenin, tamamıyla milli kaynaklardan karşılanacağını belirten Başbakan Erdoğan, ''Çünkü, Türkiye bir istikrar ülkesi, Türkiye bir güven ülkesi. Buraya güvenildikçe, burada istikrar oldukça, buraya artık girişimciler, müteşebbisler rahatlıkla girebiliyor. Türkiye 2023'e böyle büyük böyle çılgın, böyle muhteşem bir projeyle girmeyi fazlasıyla hak etmektedir ve bunun adımını attık'' diye konuştu.

"İstanbul'umuza 'Kanal İstanbul'u kazandırıyoruz"

Açıklayacağı projenin, çok boyutlu bir proje olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Aynı zamanda bir enerji projesidir. Bu proje, bir ulaştırma projesidir. Bayındırlık, tarım, eğitim, istihdam projesidir. Bu proje bir şehircilik projesidir. Onun kadar da bir aile projesi, konut projesi, kültür projesi, bir turizm projesidir. En önemlisi de bu proje, bir çevre projesidir. İstanbul'u ve çevresini, tabiatı, denizi, su kaynaklarını yeşili, hayvan ve bitki yaşamını koruma projesidir. Projeyi, açıklamadan önce özellikle iki hususun altını çiziyorum. Biz, çok uzun bir süredir bu proje üzerinde büyük bir titizlikle dar çerçevede çalıştık. Ve birkaç grubu, dar çerçevede çalıştırdık. Her türlü olumsuzluğu, haksızlığı, adaletsizliği önlemek adına projenin yeri ve maliyeti konusunu gizli tutmaya devam edeceğiz. Bunu açıklayacak değilim. Çünkü, onu açıkladığımız anda birçok olumsuzlukların olabileceğini görüyoruz. Projenin, yeri ve maliyeti 3 aşağı 5 yukarı belirlenmiş durumdadır. Sadece etüt çalışmaları tahminen 2 yıl sürecek. Böyle devasa bir projenin süreç içinde yer ve maliyet açısından değişikliklere uğrayacak olması da son derece tabiidir. Dünyada içinden nehir geçen nice şehirler var. Ama içinden deniz geçen yegane şehir İstanbul. Şu andan itibaren başlattığımız projemizle İstanbul, içinden 2 deniz geçen bir şehre dönüşüyor. İstanbul'da bu projeyle beraber, 2 yarımada, 1 ada oluşuyor. Anadolu yakası, zaten bir yarımada. Fakat şimdi bir ada oluşacak. Bu projeyle birlikte bir yarım ada daha oluşacak. İstanbul'un Avrupa yakasında, şehrin batısında, Karadeniz ile Marmara Denizi'nin arasına, yaklaşık 45-50 kilometre uzunluğunda bir kanal yapıyoruz. İstanbul'umuza 'Kanal İstanbul'u kazandırıyoruz.''

"Büyük Türkiye'nin, güçlü Türkiye'nin, itibarlı Türkiye'nin hayallerini kurduk"

Başbakan Erdoğan, temiz bir Haliç, sağlıklı konutlar, modern ilçeler, şefkatle sahip çıkılan yoksullar, hızla akan bir trafik hayalinin İstanbul'da gerçeğe dönüştürüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, ''İstanbul sevdamız, İstanbul tutkumuz, özgürlük mücadelemiz bizi buralara getirdi. Yılmadık, yüksünmedik, umudumuzu kaybetmedik, hayallerimizi hiç yitirmedik. Pınarhisar'a gittik, Pınarhisar'da bile gecelerimizi, İstanbul rüyası, Türkiye rüyası her zaman zenginleştirdi. Aylar boyunca, özgürlüğün hayalini kurduğumuz kadar, büyük Türkiye'nin, güçlü Türkiye'nin, itibarlı Türkiye'nin hayallerini kurduk'' şeklinde konuştu. 14 Ağustos 2001'de o hayallerin peşine düşüldüğünü ifade eden Başbakan Erdoğan, hem hayaller kurulduğunu hem de milletin, geleceğine ilişkin hayaller kurabilmesinin sağlandığını kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Biz, konuşan, düşüncelerini özgürce ifade edebilen, korkmayan, korkutulmayan, hiçbir ferdi dışlanmayan, ötelenmeyen bir Türkiye hayalini kurduk ve bunu başardık, başarıyoruz, başaracağız'' dedi. 30 kişilik sınıflarda, kucağında bilgisayarla dünyayı izleyen öğrenci hayalinin kurulduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, tüm sınıflarda akıllı tahtaların olduğu, her öğrencinin elinde elektronik kitapların bulunduğu bir Türkiye'nin hazırlığının yapıldığını ve bugün-yarın ihalesini yapmak suretiyle bunun hayata geçirileceğini aktardı. Kendi yaşadığı şehirdeki üniversiteye gidebilen öğrencilerin hayalinin de kurulduğunu, 89 yeni üniversite açarak bu hayalin gerçeğe dönüştürüldüğünü de vurgulayan Başbakan Erdoğan, şu anda Türkiye'de 81 ilin tamamında olmak üzere 165 üniversite bulunduğunu belirtti. Bir zamanlar kitap bulamayan öğrenciler olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, ''Biz de bulamamıştık, teksir notlarıyla okumuştuk. Çala kalem öğretmen ders anlatırken biz de yazmıştık. Bunu artık yeni nesil yaşamasın istedik'' dedi. Başbakan Erdoğan, 162 bin dersliğin tamamında artık sıraların üzerinde, fakir-zengin ayrımı yapılmaksızın birinci hamur kağıttan ders kitaplarının çocuklara takdim edildiğini kaydetti. Okul öncesi eğitimde yüzde 10'dan yüzde 40'ı aşan bir düzeye ulaşıldığını, ilköğretimde ciddi bir sıçrama yapıldığını ve yüzde 100'e gelindiğini, ortaöğretimde de yüzde 60'ın aşıldığını, onda da yüzde 100'ün aşılacağını aktaran Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Kışın, dağ başlarında, kızakların üzerinde hastaneye yetişmeye çalışan bacılarımızın hayali, onların ıstırabı bizim hayalimiz oldu, gerçeğe dönüştürdük. Hastaneler kurduk, paletli ambulansları, hava ambulanslarını, en ücra köşeye ulaşan hekimleri hayal olmaktan çıkardık. Köyünde çeşmeden su taşıyan teyzelerin hayalleri de bizim hayallerimize dönüştü. Her köye hemen her eve su getirdik. Kömür kovaları taşıyan annelerin hayali bizim hayalimiz oldu, 69 ilimize doğalgaz ulaştırdık. Artık kombiye basıyor, Ayşe Bacı Fatma Anne artık kombiyle sıcak suyunun ve tüm odalarının ısındığını görüyor. Nerelerden nereler geldik? Hans, Corç, Katarina , Helga bu güzellikleri yaşayacak da Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Fatma, Ayşe, Hatice, Hülya onun neyi eksik?''

"2023'e kadar ikinci 15 bin kilometre hedefimiz"

Başbakan Erdoğan, 15 bin kilometre yolun hayalinin kurulduğunu, bunun ilan edildiğinde anamuhalefetin Genel Başkanının ''Bu hayaldir, yapamazlar neyle yapacaklar'' dediğini anlatarak, Cumhuriyet tarihinde 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, AK PARTi iktidarının 8,5 senede 13 bin 600 kilometre yol inşa ederek bu hayalin gerçeğe dönüştürüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Şimdi ikinci 15 binin de startını veriyoruz. 2023'e kadar ikinci 15 bin kilometre hedefimiz'' dedi. ''Ah benim İstanbullu kardeşlerim sizlere sesleniyorum; çocukluğumda uçak nedir bilmezdim. Uçağın sesini duyduğum zaman sırt üstü yatar uçağı seyrederdim'' diyen Başbakan Erdoğan, artık uçağa binmenin, bu ülkede hayal olmadığını, artık hava yollarının kaymak tabakanın azınlığın yolu olmaktan çıktığını ve halkın yolu olduğunu vurguladı. Türkiye'nin 46 noktasında şu anda havaalanının bulunduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, şu anda Zafer Havaalanı'nın, Çukurova Havaalanı'nın adımlarının atıldığını, aynı şekilde Karadeniz'de Ordu ile Giresun arasında ORGİ Havalanı'nın adımlarının atılacağını kaydetti. Başbakan Erdoğan, Hakkari Yüksekova'da, Şırnak Cizre'de havaalanı yapılmakta olduğuna işaret ederek, ayrımın yapılmadığını, batıda ne varsa güneydoğuda da aynısının olduğunu, güneyde ne varsa kuzeyde de aynısının olduğunu, 780 bin kilometrenin tamamına modern bir Türkiye olarak bakıldığını kaydetti.

"Olaylara hiçbir zaman insan öncelikli bakmadılar"

Sultan Abdülmecit'in 1856'da Boğaz'ın altına tüp geçit projesini hazırladığını, fakat başlayamadığını anımsatan Başbakan Erdoğan, ''O projeyi tamamlamak biz torunlarına nasip oldu'' dedi. Bununla da kalınmadığını orada Marmaray'ın yanına otomobiller için ikinci bir tüp geçidin temelinin atıldığını, onun da devam ettiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, 2013 sonunda Marmaray'ın 2014'te de diğer tüp geçidin bitirilmiş olacağını söyledi. ''(Üçüncü köprü) dedik. CHP'lilerin hemen eteği tutuştu. Hemen açıklama yaptılar 'üçüncü köprüye karşıyız' dediler. Sizden zaten başka bir şey beklenmez ki'' diyen Başbakan Erdoğan, bu zihniyetin, birinci ve ikinci köprüye ve Marmaray'a da karşı olduğunu dile getirdi. Recep Tayyip Erdoğan, bu zihniyetin, Marmaray Projesi'nin bitimini 4 yıl geciktirdiğini ifade ederek, ''Neden biliyor musunuz? Efendim, kazılar esnasında buradan bazı çanak çömlekler çıkmış. Bundan dolayı ama lafa geldiği zaman insandan daha önemli bir şey yok. İnsan öncelikliyse, insanın hizmetinde sunulacak böyle bir adımdan dolayı bu tür şeyler toplanır bir kenara konur ama 4 yıl bir proje geciktirilmez'' şeklinde konuştu. Bu gecikmenin maliyetini kimsenin düşünmediğini, projenin getireceği artıların düşünülmediğini belirten Başbakan Erdoğan, ''Olaylara hiçbir zaman insan öncelikli bakmadılar. Bunlar, her zaman ideolojik yaklaştılar ama benim milletim hiçbir zaman prim vermedi. Yine vermeyeceğine inanıyorum'' dedi. Yarım bırakılan Bolu Dağı tünelinin de tamamlandığını ifade eden Başbakan Erdoğan, 15 yılda yüzde 35'i yapılan Karadeniz Sahil Yolu'nu tamamlamanın da AK PARTİ'ye kısmet olduğunu, sadece Ünye viyadükleri hariç, Samsun'dan Sarp'a kadar yolun bitirildiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, Karadeniz Sahil Yolu'nda 12 tünel olduğuna işaret ederek, ''Dağları gelip geçmek bizim işimiz'' dedi.

http://www.akparti.org.tr/

Başbakan Erdoğan: "Kanal İstanbul İle Boğaz Yük Trafiğini Tamamen Sona Erdiriyoruz"


AK PARTi genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Kanal İstanbul'' projesiyle Boğaz yük trafiğini tamamen sona erdirileceğini belirterek, ''Böylece Boğazı İstanbul'a, Türkiye'ye yeniden kazandırıyoruz. Artık İstanbul Boğazı, tarihin ve geleceğin iç içe yaşayacağı, su sporlarının yapılacağı, kent içi ulaşımın kolaylaşacağı bir tabiat harikası olarak eski günlerine geri dönüyor'' dedi.

Başbakan Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi'nde, kamuoyunda ''çılgın proje'' olarak adlandırılan ''Türkiye Hazır, Hedef 2023, İstanbul Hazır Hedef 2023'' tanıtım toplantısında, ''Kanal İstanbul'' projesini anlattı. İstanbul'da bu projeyle 2 yarımada, 1 ada oluşacağını ve İstanbul'un Avrupa yakasında, şehrin batısında, Karadeniz ile Marmara Denizi'nin arasında yaklaşık 45-50 kilometre uzunluğunda bir kanal olacağını söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Kanal İstanbul'' olarak adlandırdığı ''çılgın proje'' ile ilgili, ''Panama Kanalı ile Süveyş'te, Yunanistan'da Corinth Kanalı ile kıyas dahi kabul etmeyecek, yüzyılın en büyük projelerinden biri için bugün kolları sıvıyoruz'' diye konuştu. Kanalın su derinliğinin yaklaşık 25 metre, su yüzeyinde genişliğin yaklaşık 145-150 metre civarında, tabanda ise yaklaşık 120 metre olacağını belirten Başbakan Erdoğan, şu bilgileri verdi:

''Dünyadaki mevcut kanallardan bugün dünyanın en büyük gemileri, 250-260 bin DW ton gemiler geçebiliyor ama bizim kanaldan 300 bin DW tonluk gemi geçebiliyor. Kanal üzerine inşa edeceğimiz köprülerle kara ve deniz yolu ulaşımı hiçbir kesintiye uğramayacak. Tam aksine bu köprüler de kanala ayrı bir güzellik ve cazibe katacak. Üçüncü köprü de bu kanalın üzerinden geçecek, üçüncü köprünün bağlantısı olan yollar geçecek. Kanalın inşası sırasında, milyonlarca metreküp hafriyat çıkarılacak. Kazıdan çıkarılacak topraklar, uygun yere taşınacak. Kazı malzemesini, büyük bir liman ve havalimanının yapımında, sönmüş maden ocaklarının bir kısmının çevre düzenlemesinde, göl olarak kullanılan bazı alanların kapatılma noktasında değerlendireceğiz.''

Bu projenin, sadece İstanbul'u ve Türkiye'yi değil, başta içinde bulunulan bölge ile dünyayı çok yakından ilgilendirdiğini anlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Projenin önemli gerekçelerinden birisi, Boğaz trafiğini azaltmak ve Boğaz'daki tehlikeyi artık ortadan kaldıracak derecede minimize etmeye yöneliktir. Şu anda İstanbul Boğazı'ndan yılda 358 milyon 590 bin ton yük taşınıyor. Yılda yaklaşık 4 milyon ton LPG, 3 milyon ton kimyasal madde ve 139 milyon ton petrol taşınıyor. 147 milyon ton tehlikeli madde her gün her saat İstanbul'umuzu, İstanbul'umuzun güzelliğini, İstanbulluları ciddi manada tehdit ediyor. Bir medeniyet şehri olan İstanbul'da kültürel eserler, ata yadigarları ciddi tehdit altında. Boğaz ve çevresinde yaşayan, çalışan 2 milyona yakın nüfus aynı şekilde tehdit altında. Boğaz'da ve Marmara'da gemi trafiği nedeniyle doğal yaşam tehdit altında. Geçmişte bu noktada çok büyük tehlikeler atlattık. Zaman zaman meydana gelen kazalar, Boğaz'ı adeta bir cehenneme çevirdi. Yanan tankerler, suyu, havayı kirlettiği kadar karada yaşamı olumsuz etkiledi. Türkiye'nin milli gelirinin yüzde 40'ını sağlayan İstanbul'u, böyle büyük bir tehlikeden kurtarıyor, İstanbul'un, İstanbulluların, Türkiye'nin can güvenliğini sağlamak, denizlerimizi korumak, kültür varlıklarımızı muhafaza etmek adına bu büyük adımı atıyoruz. Kanal İstanbul ile Boğaz yük trafiğini tamamen sona erdiriyoruz. Böylece Boğaz'ı İstanbul'a, Türkiye'ye yeniden kazandırıyoruz. Artık İstanbul Boğazı, tarihin ve geleceğin iç içe yaşayacağı, su sporlarının yapılacağı, kent içi ulaşımın kolaylaşacağı bir tabiat harikası olarak eski günlerine geri dönüyor.''

Başbakan Erdoğan, projeyle Marmara'da demirleyen gemilerden artık büyük oranda kurtulanacağını ve Boğaz'ın hemen ağzında oluşan kirliliğin önüne geçileceğini ve biyoçeşitliliğin de muhafaza altına alınacağını söyledi. Kanal İstanbul'dan, günde 130 ile 160 arasında geminin geçmesinin hedeflendiğini bildiren Başbakan Erdoğan, İstanbul Boğazı'ndan günde ortalama 149 gemi geçtiği düşünüldüğünde kanalın gemi trafiğini yavaşlatmayacağını, tam tersine hızlandıracağını belirtti. Başbakan Erdoğan, Boğaz'dan geçen gemilerin bekleme maliyetinin yıllık ortalama 1.4 milyar dolar olduğunu bildirerek, kanalın tamamlanmasıyla bekleme maliyetinde de önemli ölçüde azalma olacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Kanal sadece bir ulaşım projesi, enerji ve çevre projesi olarak görev yapmayacak, kanal çevresinde modern bir yaşam alanını da oluşturacağız. Bunlar düzenlemede çok daha farklı ölçütlerde olacak. Kongre, festival, fuar merkezleriyle, otelleri, spor tesisleriyle Kanal İstanbul, yeni bir yaşam merkezinin de ortaya çıkmasını sağlayacak. İstanbul'un kentsel dönüşümü, kanal çevresinde gerçekleştireceğimiz projelerle devam edecek ve İstanbul'un en büyük havalimanını bu bölgede gerçekleştireceğiz. Hedefimiz yaklaşık 60 milyon/yıl kapasiteye sahip bir havalimanı. Artık Atatürk Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı ihtiyaca cevap vermiyor'' dedi.

"Bu milletin hayallerini kendi hayallerimiz bilip hepsini ete kemiğe büründürdük"

Başbakan Erdoğan, önceden hızlı trenin hayal olduğunu, hızlı trenin konuşulmadığını dile getirerek, ancak Ankara-Eskişehir arasının bitirildiğini, Eskişehir İstanbul arasının da hızla devam ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Duydum ki bir parti Ankara-Konya arasına hızlı tren koyacakmış. Duydunuz mu? Hangi parti olduğunu biliyor musunuz? Daha sonra açıklarım. Bunların kılavuzunu değiştirmesi lazım. Zira Ankara-Konya hızlı treninin test sürüşlerini bizzat kendim başlattım. Önümüzdeki ay artık Ankara-Konya hızlı treni normal seferlerine başlıyor. Günaydın. Kendinize gelin ya'' şeklinde konuştu. Ankara-Konya arasının, 1 saat 15 dakikaya indiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, ''Nereden nereye geldik? Bu milletin hayallerini kendi hayallerimiz bilip hepsini ete kemiğe büründürdük, ama biz de şımarmadık'' diye konuştu. 500 bin konutun hayalinin kurulduğunu, kentsel değişim dönüşüm projelerinin başlatıldığını ve şu ana kadar 490 bin konut inşa ederek, 350 bininin teslim edildiğini aktaran Başbakan Erdoğan, sembolik peşinat ve 10-15-20 yıl vadeyle bu konutların verildiğini hatırlattı. Başbakan Erdoğan, yeni hedef koyulduğunu ve 2023'e kadar 500 bin yeni konutun daha inşa edileceğini dile getirerek, hiç imkanı olmayan, insanca yaşanacak yerlerde oturamayan ve geliri olmayanları, 1 oda 1 salon içinde mutfağı olan 50 metrekarelik daireler yapmak suretiyle peşinatsız ayda 100 TL taksitle 22 yıl vadeli ödeme koşuluyla ev sahibi yapılacağını belirtti. Yeni evlenecek veya evli olanlara da 65 metrekare uygulamasının getirileceğini ve onlara, peşinatsız 100 TL taksitle verileceğini anlatan Başbakan Erdoğan, evin içinin büyük kısmını da yine bunun içine dahil edileceğini söyledi.

"Artık daha büyük hayaller kuruyoruz"

Başbakan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Ay yıldızlı bayrağımızın, bulunduğu her yerde gururla, onurla, itibarla dalgalanmasının hayalini kurduk, işte bunu gerçekleştirdik. Bu ülkede hayal olan ne varsa, hayal olmaktan çıkarıp, hedefe, plana, projeye dönüştürdük, ardından tüm o hayallerle tek tek kucaklaşmaya başladık. Bu millete hayal kurduranlar, millete hayal pazarlayanlar, defalarca hayal kırıklığına sebep oldular. Biz hayalleri tüketmekten, umutları karartmaktan hassasiyetle sakındık; milletimize hayal kırıklığı yaşatmadık. Şimdi daha büyük hayallerimiz var. Artık muhayyilemizi zorluyoruz. Artık daha büyük hayaller kuruyoruz. Hayallerimizi hedef yapıyor, o hedeflere doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Hayallerimizi asla ulaşılamaz görmüyoruz. Tarih belirliyoruz, Türkiye hazır, hedef 2023 diyoruz.''

Başbakan Erdoğan, milli gelirin 2023'de 2 trilyon, kişi başına milli gelirin 25 bin, ihracatın 500 milyar dolara yükseleceğini ve 15 bin kilometre daha çift yol yapılacağını belirterek, şunları söyledi:

''Türkiye'nin dört bir yanını Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifade ettiği gibi, demir ağlarla ördük. 'Biz Atatürk'ün partisindeyiz' diyenlere hatırlatılır ve hibe olunur. Peki siz ne yaptınız, nereyi ördünüz, söyler misiniz? Bu kadar iktidarda oldunuz 1938'den 1950'ye kadar ne yaptınız? Ondan sonra zaman zaman bazı koalisyonlara girdiniz, ne yaptınız? Söyleyin burayı da biz yaptık' deyin. Var mı acaba? Yok. Ama biz ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örmeye, hızlı tren ağlarıyla örmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz. Artık asla ve asla bunlar hayal değil, hedef...''

Başbakan Erdoğan, göreve gelindiğinde, Türkiye'nin ekonomik büyüklükle dünyanın 26'ncı sırasında olduğunu, 8,5 yılda 17'nci sıraya gelindiğini ve 9 basamak yukarı çıkıldığını ifade ederek, ''Şimdi 12 yıl sonrasının hedefini koyuyoruz. 12 yıl sonra nerede olacağız, ilk 10'un içinde olacağız. 7 basamak sıçramak bizim için artık zor değil, bunu beraber başaracağız'' dedi. İstanbul'un, Türkiye'nin özeti olduğunu, güzelliği, kültür mirası ve potansiyeliyle sadece Türkiye'nin değil, dünyanın göz bebeği olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, İstanbul'a yapılan her hizmetin aynı zamanda Anadolu'ya, Trakya'ya, tüm Türkiye'ye yapılan hizmet olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, ''Bugün bu medeniyet şehrine, bu muhteşem şehre, 74 milyonun gururu olan bu şehre yeni bir hizmeti, yeni bir eseri daha kazandırmanın milletçe heyecanını yaşıyoruz. Bugün açıklayacağım bu muhteşem proje, şahsımın olduğu kadar, arkadaşlarımın olduğu kadar, yüzlerce yıl öncesinde İstanbul'un sakinlerinin ve idarecilerinin de aslında bir hayali'' dedi. Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'a Büyükşehir Belediyesi Başkanı olduğu zaman İndependenta olayının yaşandığını ve o zaman çok ciddi rahatsızlıklar geçirdiklerini dile getirerek, şunları söyledi:

''Aylarca bu yangın sürmüştü. Adeta yapacak hiçbir şeyiniz kalmıyor. Ne yaparız diye bunu kendi kendime soruyordum. Zaman zaman yakın çevremdeki danışmanlarımla bunları konuşuyordum. Allah bize Başbakanlığı lütfettikten sonra, İstanbullular, ülkem bize bu ülkede Başbakanlığı verdikten sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanım ve Ulaştırma Bakanım ile birlikte helikopterle belli yerlerde zaman zaman dolaştık. 10 yıllar boyunca zihnimizde şekillenen bu hayalin, bugün artık ete kemiğe bürünmeye, bir hedef olarak görünmeye başladığını söyledik. Türkiye bunu başaracak güce ulaşmıştır dedik. Ve milli geliri 2300 dolardan 10 bin doları aşmış bir Türkiye var. Türkiye bu büyük hayali bu büyük projeyi gerçekleştirecek iradeye sahiptir. Artık kaynaklar noktasında da sıkıntımız yok. BO (Yap-İşlet) ve BOOT (Yap-İşlet-Devret) gibi sistemlerle artık bunu yapmak mümkün.''

http://www.akparti.org.tr/

"Tüyü Bitmemiş Yetimin Hakkını Yemeyiz ve Yedirtmeyeceğiz"


AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim öncesinde asla afaki, uçuk bir şey söylenmediğini belirterek, ''Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz. Çünkü, biz şunu düşünüyoruz: 74 milyonun, bu ülkenin yarınlarına öz güven getirecek, dikkatli olacağız. Hiçbir zaman sorumsuzluk içinde olamayız. Milletin tek kuruşuna dahi göz dikemeyiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyeceğiz ve yedirtmeyeceğiz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği'nin (TÜMSİAD) Green Park Otel'de yapılan 4. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, muhalefeti eleştirdi.

"Onlarca kez U dönüşü yapan, söylediğini inkar eden bir Genel Başkanın, millet nezdinde inandırıcı olması mümkün değil"

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na ilişkin, şunları söyledi:

''Göreve gelmesinin üzerinden bir yıl bile geçmeden, onlarca kez çark eden, onlarca kez U dönüşü yapan, söylediğini inkar eden bir Genel Başkanın, millet nezdinde inandırıcı olması, ikna edici olması elbette mümkün değildir. Hele hele, milletin karşısına çıkıp, meydanlarda ağzını bozan, edep dairesinin dışına çıkan bir Genel Başkanın, milletten teveccüh görmesi, hatta kendi seçmeninden, kendi tabanından bile takdir ve teveccüh görmesi mümkün olamaz. Ben milletime böyle inanıyorum. Ben CHP'ye MHP'ye BDP'ye gönül veren kardeşlerime de böyle inanıyorum. Çünkü ben hiç birine edep dışılığı yakıştırmıyorum.''

Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında dile getirilen bazı sözleri eleştirirken de ''Her ne yaparlarsa, ne derlerse desinler, biz bu seviyeye düşmeyecek, onların kullandığı dili kullanmayacağız. Biz milletin edebiyle edeplendik, milletin karşısında mahcup olmadan bu süreci devam ettireceğiz. Bizden boş söz, hakaret, küfür asla duymayacaksınız. hele hele analara bizim saygımız sonsuzdur. Çünkü bizim medeniyetimizde cennet annelerin ayakları altındadır. Biz onlara yanımızda yaşadıkları sürece bırakın küfürü 'öf' bile demeyiz, dedirtmeyiz. Biz, milletin diliyle konuştuğumuz gibi, millete hizmet cümleleri kurmaya devam edeceğiz'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, konuşmasında, ''Kanal İstanbul'' projesi ile ilgili eleştirilere de yanıt verdi. Önceki gün, hem Türkiye hem de İstanbul için son derece önemli bir projeyi açıkladığını ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Proje, tüm Türkiye'de, hatta komşu ülkelerde ciddi heyecan oluştururken, muhalefet çıktı, daha ilk cümlemizden itibaren projeyi karalamanın gayretine girdi. 'Projenin içinde insan' yok dediler. İnsan daha neresinde olacak, burada insana hizmet var. Burada 10 binlerce insan istihdam edilecek. Bunun çevresinde konutları fuar iş merkezlerini görmüyor musun burada kimler iş, aş sahibi olacak, insanlar olacak. Burada önce millet var sonra bu güzel vatan var. Bunlar, milletin sevincini, heyecanını, coşkusunu dahi paylaşamayacak kadar, milletle aynı yöne bakamayacak kadar milletten ve ülkeden kopuklar. Burada biz aynı zamanda İstanbul'un o yoğunluğunu, deprem tehdidini de yok etmek için adımlar atıyoruz. Gerek Avrupa yakasında gerekse bu yakada... Önümüzdeki çarşamba ilan edeceğiz. Bu şehirlerimizi de açıklayacağız. Bunun yanında ilave projelerimiz de var. Onları da açıklayacağız. İstanbul bunlarla tarihteki o şanlı yerini yeniden alacak. İstanbul, Türkiye'yi dünyada 10. sıraya taşımada lokomotif olacak.''

AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birbirine bağlayacak kanal projesinin eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit tarafından gündeme getirildiğine ilişkin sözlere de şu karşılığı verdi:

''Merhum Ecevit, kendi projesini açıkladığında, diyor ki 'bunu, belli çevrelere diyet borcu olmayan parti uygulayabilir'. İşte bugün, hiç kimseye diyet borcu olmayan AK PARTi Hükümeti, kendi projesini ayrıntılarıyla uygulama safhasına getiriyor. Bu proje, bu kardeşinizin, ta belediye başkanlığından itibaren rüyasıdır. Ama bunun tarihi, Osmanlı'ya dayanır. Diyorlar ki 'efendim bu Ecevit'in projesidir'. Ecevit de bunu söylemiş olabilir, ama bir projeyi söylemek, yapmak demek değildir. Varsa projesi neredeydi. İnsan bunu da görmek ister. Dillendirmiş olabilir, doğrudur. Dillendirmesi bile bunlara göre daha hayırlıdır. Biz ise şu anda bunun adımını atıyoruz. Marmaray'ı merhum Abdulmecit dedemiz mimari çizgilerini çizmiş. Arşivlerden onu çıkardık...Biz o çizgiler üzerinden hareketle, iktidarımız döneminde bir adımını attık.''

"Halep oradaysa Arşın Türkiye'de"

Başbakan Erdoğan, 2005 yılında kurulan TÜMSİAD'ın çok kısa sürede 46 yurt içi şubesiyle, 10 yurt dışı çözüm ortağıyla, 10 bine yakın üyesiyle, Türkiye'nin etkili ve saygın bir sivil toplum örgütüne dönüştüğünü söyledi. KOBİ'lerin dertlerine, sıkıntılarına, sorunlarına çözüm üreten TÜMSİAD'ın, ayrıca 2010 yılında Dünya Verimlilik Bilim Konfederasyonu tarafından, dünyada sadece 41 kişi veya kuruma verilen ''Dünya Verimlilik Oscarı''nı kazandığını anımsatan Başbakan Erdoğan, derneğin başkanı, yöneticileri ve tüm üyelerini, bu başarılı çalışmalarından dolayı tebrik ettiğini kaydetti. Türkiye'nin 8,5 yıldır bu kadar hızlı ve sağlıklı büyümesinde, iş dünyasının da büyük sorumluluk yüklendiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, 2010 yılında kaydedilen yüzde 8,9 oranındaki büyüme için, iş dünyasının tüm temsilcilerine, TÜMSİAD üyelerine, özellikle de her türlü fedakarlığı göstererek bu büyümede katkısı olan KOBİ'lere, şahsı, ülkesi ve milleti adına şükranlarını sunduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, 8,5 yıl boyunca ekonomide iki sihirli kavramı her gittiği yerde gündeme getirdiğini, bunların istikrar ve güven olduğunu, en fazla hassasiyet gösterilen kavramların da bunlar olduğunu ifade ederek, 2002 sonunda iktidara gelindiğinde iş dünyasının çok yakıcı feryadı olduğunu vurguladı. İş dünyasının o dönemde ortak bir dil ve ortak bir akılla, ''Devlet gölge etmesin, başka ihsan istemeyiz'' şeklinde arzusunu dile getirdiğini anlatan Başbakan Erdoğan, ekonomiyle ilgili olarak hükümetlere düşen görev ve sınırların belli olduğunu, kendilerinin de 8,5 yıl boyunca işte hep o sınırın içinde kalındığını ve sorumlulukların yerine getirildiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, düzenleyici, ufuk gösteren, denetleyici, yolları açan, yolların güvenliğini sağlayan, yani üretim, istihdam için uygun zemini hazırlayanlardan olunduğunu dile getirerek, iş dünyasının en fazla ihtiyacını duyduğu istikrar ve güveni tesis etmek, ardından da muhafaza etmek için, son derece hassas biçimde çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti. 2002 yılında, toplam yatırımların miktarının 58,6 milyar lira olduğunu, 2010 yılında ise toplam yatırımların 207 milyar liraya yükseltilerek tüm zamanların rekorunun kırıldığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, aynı şekilde özel sektör yatırım miktarı 2002'de 43 milyar lira iken, 2010 sonunda yine tüm zamanların rekorunu kırarak, 164 milyar liraya yükseltildiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, 2002 yılında Türkiye'de 96 bin adet otomobil satıldığını aktararak, ''Hani diyorlar ya fakirlik, yoksulluk şu bu filan. Halep oradaysa Arşın Türkiye'de'' diye konuştu. 2010 yılında ise bu alanda yine bir rekor kırıldığını ve bir yıl içinde Türkiye'de 510 bin adet, yani yarım milyondan fazla otomobilin satıldığını bildiren Başbakan Erdoğan, rekor kırılan 2010 yılının ilk üç ayında 67 bin olan satılan otomobil sayısının, 2011 yılının ilk üç ayında yaklaşık iki kat artarak, 123 bine çıktığını anlattı. Başbakan Erdoğan, ''Eğer trend böyle devam ederse, 2011 yılında 1 milyon rakamına çok yaklaşmış olacağız'' dedi.

Başbakan Erdoğan, beyaz eşyada, buzdolabı satışında da geçen yıl ilk üç ayda 343 bin olan satışın, bu yılın ilk üç ayında 436 bine yükseldiğini ifade ederek, ''Bu ne demek? Yani fakirliğin olduğu yerlerde evlilik olur mu olmaz? Demek ki evliliklerde ciddi bir artış var. Eğer yeniliyorsa orada bir güzellik, evlilikler artarak devam ediyorsa orada ayrı bir güzellik var demek. Bizim arzumuz da bu zaten'' şeklinde konuştu. Başbakan Erdoğan, turizm konusuna değinirken de geçen yıl ilk üç ayda gelen turist sayısının 2 milyon 459 bin kişi olduğunu, bu rakamın bu yılın ilk üç ayında 3 milyon 600 bin kişiye yükseldiğini söyledi.

"Bunları konuşabilmek için dört dörtlük silme bir cahil olmak lazım"

Önemli bir göstergenin de faiz olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, 2002 yılında ortalama faizin yüzde 63 olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Faiz, 2010 yılında ortalama yüzde 8,1. Yahu yüzde 63 nerede, yüzde 8,1 nerede? Ben burada siyaset yapmak istemem ama şu anamuhalefeti de yavru muhalefeti de... Ya siz bunları görmüyor musunuz? Rakamlar ortada, çok açık net ortada. Halep oradaysa arşın burada. Yani biraz gerçekçi olalım, biraz samimi olalım, dürüst olalım. Biz bu ülkeyi kimlerden aldık belli. MHP-DSP-ANAP iktidarından aldık. Hesap da ortada. Yüzde 63 faiz nire, yüzde 8,1 nire? Bunun bedelini kim ödüyordu? Benim iş adamı arkadaşlarım ödüyordu. Bankadan kredi alacaksa o ödüyordu. Tüketici kardeşim aynı şekilde duman oluyordu. Ev almaya kalksa ayrı bedel, araba almaya kalksa ayrı bedel, hepsinde ayrı sıkıntı. Şu anda faizlerin oranı ortalama yüzde 8.''

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin 2002 yılında, yüzde 63 faiz verdiği halde, ancak 9 ay gibi çok kısa bir süreyle dünyada borçlanabildiğini anlatarak, şimdi ise 10 yıla kadar borçlanılabildiğini kaydetti. Bunun kredibilite, güvenilirlik olduğunu, dünyanın, artık borç para verdiğinde Türkiye'ye güvenebildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, ''Şimdi çıkıp konuşuyorlar meydanlarda. Ne diyor? 'Bunlar çiftçiyi yaktı, bunlar esnafı yaktı. Şunu yaktı bunu yaktı. İnsaf et ya, insaf et... Bunları konuşabilmek için dört dörtlük silme bir cahil olmak lazım'' diye konuştu. İktidara gelinmeden önce, Ziraat Bankasının çiftçiye yüzde 59 faizle kredi verdiğini, şimdi ise bu rakamın yüzde 5 olduğunu, yüzde 5'inin de üstlenildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şimdi Ziraat Bankasının, eskinin 10-15 katı sayıda çiftçiye kredi verdiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, esnafa da önceden Halk Bankasının yüzde 46-47 faiz ile kredi verirken, şimdi yüzde 5 ile verdiğini, orada da yüzde 5 olarak kendilerinin ayrıca yük aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:

''59 nire 5 nire, 46 nire 5 nire? Hesap ortada... Ondan sonra diyorlar ki 'Biz çiftçinin yanındayız'. Nasıl yanındasın yahu, yüzde 59 faizle vermişsin. 'Esnafın yanındayız'. Nasıl yanındasın ya yüzde 46 ile kredi vermişsin. Biz zulmeden değil, zulmün karşısında olan bir iktidarız. Çok açık söylüyorum, bu kardeşiniz faizi netice olarak gören bir kardeşiniz değil. Bu kardeşiniz, faizi, bir sebep olarak, enflasyonu da netice olarak gören bir kardeşinizdir. Enflasyon, faizin neticesidir. Hedef nedir? Hedef inşallah faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Onu buraya indireceğiz. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz. Bu adımları atacağız. Türkiye ona doğru gidiyor.''

Merkez Bankasının açıkladığı faiz oranlarının ortada olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, piyasanın da buna göre kendisini düzenleyeceğini, düzenlemesi gerektiğini, çünkü faizle vatandaşın ezdirilmeyeceğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Şu anda Amerika 0,25'i uyguluyorsa, Japonya uyguluyorsa, bakın İsrail 2,3... Buralarda dolaşıyor. Biz de niye olmasın? Bizde de olması lazım. Bunu bu ülkede yapacağız er veya geç buraya gelecek'' dedi.

Para kazanmanın yolunun daha çok çalışmak olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, az çalışarak çok para kazanmanın bu toprakların, bu medeniyetin evlatlarına yakışmayacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, son olarak borç göstergelerini de hatırlatmakta fayda gördüğüne dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Küresel kriz nedeniyle, tüm dünyada ülkelerin borç göstergeleri yukarı doğru fırlarken, bizde tam tersine borç oranları düşüyor ve daha sağlıklı bir yapıya kavuşuyoruz. Kamu net borç stokunun milli gelire oranı 2002 yılında yüzde 61 seviyesindeyken, 2010 yılında bu yüzde 28,7'ye kadar düştü. AB tanımlı borç stokumuz, yüzde 78 seviyesinden bugün yüzde 41,6. Bu oranla, şu anda Avrupa'nın en iyileri arasında yer alıyoruz. Yani Maaschrit kriterlerine göre, bu işi başarmış olan müstesna ülkelerden biriyiz. AB üyesi ülkeler bile bu kriterleri yerine getirmiş değil.''

"Karşılıksız para basmak zulümdür, hırsızlıktır"

Başbakan Erdoğan, Türkiye'de 44 gün sonra seçim yapılacak olmasına rağmen, piyasada bir istikrarsızlığın olmadığını, seçim ekonomisi uygulanmadığını belirtti. Ne dedilerse, milli bütçeye ne koydularsa aynen devam edildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''(Para basalım da halkımıza para dağıtalım) Hayır, karşılıksız para basmak bizim kitabımızda yok. Asla, çünkü karşılıksız para basmak zulümdür, hırsızlıktır. Benim vatandaşımın cebindeki parayı modern bir şekilde çalmaktır. Biz buna müsaade edemeyiz. Yıllarca böyle yapmadılar mı bize? Türkiye ekonomisinin dengelerini böyle bozdular. Şimdi biz bakıyoruz ki piyasa seçimden sonrasını satın alıyor. Çünkü seçimlerden çıkacak sonucu şimdiden görüyor, ona göre de yukarı doğru büyüme eğilimini piyasa devam ettiriyor. Hamdolsun faizde herhangi bir ciddi oynama yok. Türkiye seçimlere giriyor, vade oranları uzamıyor. Türkiye seçimlere giriyor, üretimi, ihracatı, tüketimi gerilemiyor'' diye konuştu.

"Kolay değil, 10 yılların bedelini ödeye ödeye geliyoruz"

İstikrar ve güvenin en somut yansımasının bu olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Anamuhalefetin genel başkanı diyor ki, (12 milyon 700 bin yoksulun olduğu Türkiye'de 2,5 yaşındaki Kübra'ya bak' diyor. Herhangi bir yerde, herhangi bir nedenle, bir yavrumuz ölebilir. O eline aldığı rakam var ya, 12 milyon 700 bin. O rakamın, 2002 sonunu söylemiyor. 2002 sonunda o rakam neydi? Onu da ben söyleyeyim 19 milyon. 19 milyondan, 12 milyon 700 bine... Bir doların günlük olarak altındaydı biz geldiğimizde, şimdi 4 dolara tırmandı. Tabii ki kolay değil, 10 yılların bedelini ödeye ödeye geliyoruz. İnşallah bu tablo, Türkiye'nin, iş dünyasının on yıllar boyunca özlemini çektiği, hasretini duyduğu bir tablodur'' dedi. Seçimlere girerken, tek partili bir hükümet olarak, el altındaki tüm imkanların seferber edilebilecekken bunun yapılmadığını anlatan Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bunun çok sayıda yöntemi var. Bizden önceki hükümetler gibi imkanları son derece abartılı şekilde biz de kullanabilirdik. Merkez Bankasına bir talimat verip, para bastırıp, bol keseden dağıtabilirdik. Bütçe açığını dert etmeyebilirdik. Faizler yükselmiş, düşmüş, kaale almayabilirdik. Emekliye, memura, işçiye, asgari ücretliye bol keseden atabilirdik. Atıyorlar, görüyorsunuz nasıl atıyorlar. Niye? Bekara karı boşamak kolay. Şunu sormak lazım; Beyefendi sen bu ülkede 8,5 yıl civarında genel müdürlük yaptın. Hem de bu ülkenin en güçlü kurumunun başında, SSK Genel Müdürüydün. Senin döneminde bu SSK battı mı çıktı mı? SSK'yı devraldığında, batık mıydı çıkık mıydı? SSK'yı devraldığında SSK yerindeydi, pozitif netice veriyordu ve bu beyefendi görevi devraldı SSK, sürekli açık vermeye başladı.''

Başbakan Erdoğan, o dönemde kendisinin de SSK'lı olduğunu belirtirken, Ok Meydanı'ndaki, Tepebaşı'ndaki, Kuledibi'ndeki hastanelerin kuyruklarında annesi, babası ve kendisinin ilaçlarını almak için çok beklediğini dile getirdi. Reçetesini uzattığında, ilaçlarının bir kısmını alıp, bir kısmını almadan hastanenin kapısından birçok kez döndüğünü anlatan Başbakan Erdoğan, ''Doktor efendinin huzuruna gittiğiniz zaman titreyerek gidiyordunuz. Doktor sizi tedavi etmiyor, muayenehanesinin yolunu gösteriyordu. Beyefendi, sen bizi bunlara mahkum ettin, nasıl konuşuyorsun, hangi hakla konuşuyorsun? Ben olanları söylüyorum. Sorumluluk alanındayken beyefendi bunları bize yaşattı, şimdi kalkıp, sıkılmadan atıyor, 'Şunu vereceğim bunu yapacağım'. Sen olduğun zaman ne yaptığın belli zaten. Denenmiş denenmez... Sen bir iflas ettiren yöneticisin, bize başarılıları lazım. Sağına bakıyorsun çeteler var, soluna bakıyorsun çeteler var'' diye konuştu.

"Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz"

Seçim öncesinde asla afaki, uçuk bir şey söylenmediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz. Çünkü, biz şunu düşünüyoruz, 74 milyon, bu ülkenin yarınlarına öz güven getirecek. Dikkatli olacağız. Çünkü bunlar kendi cebindekileri değil, milletin kasasını boşaltıyorlar'' dedi. Başbakan Erdoğan, ''Emekliye yüzde 100 zam yaptılar, emekli kardeşim de bu zamma kandı, ama seçim bitince, o yüzde 100 zammı, yüzde 50-60 seviyesindeki enflasyonla üç ayda fazlasıyla geri aldılar. Yoksula bol keseden dağıttılar, ama seçim bitince, yoksulu daha da yoksul yaptılar'' diye konuştu. Eskiden milyonere zengin dendiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Ne oldu? Biz bir milyona tuvalete gider hale geldik. Bizi bu hale getirdi. Hani delikli 2,5 kuruş vardı... Biz bir liraya tuvalete giderdik, bir milyona tuvalete gider hale geldik. (6 sıfırı atacağız) dedik, (Enflasyon patlar) dediler. Ne oldu? Hatta bunların bazı candaş, yandaş köşe yazarları vardı. (Atsın, Taksim Meydanı'na çıkacağım anıracağım) diyordu. Attık, ne oldu? Gerek yok zaten biliyoruz biz ne olduklarını da... Ama biz 6 sıfırı attık enflasyon patlamadı, çatladı. Enflasyonun geldiği yer ortada. Fakat hiçbir zaman sorumsuzluk içinde olamayız. Milletin tek kuruşuna dahi göz dikemeyiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyeceğiz ve yedirtmeyeceğiz dedik.''

http://www.akparti.org.tr/