
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim öncesinde asla afaki, uçuk bir şey söylenmediğini belirterek, ''Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz. Çünkü, biz şunu düşünüyoruz: 74 milyonun, bu ülkenin yarınlarına öz güven getirecek, dikkatli olacağız. Hiçbir zaman sorumsuzluk içinde olamayız. Milletin tek kuruşuna dahi göz dikemeyiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyeceğiz ve yedirtmeyeceğiz'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği'nin (TÜMSİAD) Green Park Otel'de yapılan 4. Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, muhalefeti eleştirdi.
"Onlarca kez U dönüşü yapan, söylediğini inkar eden bir Genel Başkanın, millet nezdinde inandırıcı olması mümkün değil"
Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na ilişkin, şunları söyledi:
''Göreve gelmesinin üzerinden bir yıl bile geçmeden, onlarca kez çark eden, onlarca kez U dönüşü yapan, söylediğini inkar eden bir Genel Başkanın, millet nezdinde inandırıcı olması, ikna edici olması elbette mümkün değildir. Hele hele, milletin karşısına çıkıp, meydanlarda ağzını bozan, edep dairesinin dışına çıkan bir Genel Başkanın, milletten teveccüh görmesi, hatta kendi seçmeninden, kendi tabanından bile takdir ve teveccüh görmesi mümkün olamaz. Ben milletime böyle inanıyorum. Ben CHP'ye MHP'ye BDP'ye gönül veren kardeşlerime de böyle inanıyorum. Çünkü ben hiç birine edep dışılığı yakıştırmıyorum.''
Başbakan Erdoğan, seçim meydanlarında dile getirilen bazı sözleri eleştirirken de ''Her ne yaparlarsa, ne derlerse desinler, biz bu seviyeye düşmeyecek, onların kullandığı dili kullanmayacağız. Biz milletin edebiyle edeplendik, milletin karşısında mahcup olmadan bu süreci devam ettireceğiz. Bizden boş söz, hakaret, küfür asla duymayacaksınız. hele hele analara bizim saygımız sonsuzdur. Çünkü bizim medeniyetimizde cennet annelerin ayakları altındadır. Biz onlara yanımızda yaşadıkları sürece bırakın küfürü 'öf' bile demeyiz, dedirtmeyiz. Biz, milletin diliyle konuştuğumuz gibi, millete hizmet cümleleri kurmaya devam edeceğiz'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, konuşmasında, ''Kanal İstanbul'' projesi ile ilgili eleştirilere de yanıt verdi. Önceki gün, hem Türkiye hem de İstanbul için son derece önemli bir projeyi açıkladığını ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Proje, tüm Türkiye'de, hatta komşu ülkelerde ciddi heyecan oluştururken, muhalefet çıktı, daha ilk cümlemizden itibaren projeyi karalamanın gayretine girdi. 'Projenin içinde insan' yok dediler. İnsan daha neresinde olacak, burada insana hizmet var. Burada 10 binlerce insan istihdam edilecek. Bunun çevresinde konutları fuar iş merkezlerini görmüyor musun burada kimler iş, aş sahibi olacak, insanlar olacak. Burada önce millet var sonra bu güzel vatan var. Bunlar, milletin sevincini, heyecanını, coşkusunu dahi paylaşamayacak kadar, milletle aynı yöne bakamayacak kadar milletten ve ülkeden kopuklar. Burada biz aynı zamanda İstanbul'un o yoğunluğunu, deprem tehdidini de yok etmek için adımlar atıyoruz. Gerek Avrupa yakasında gerekse bu yakada... Önümüzdeki çarşamba ilan edeceğiz. Bu şehirlerimizi de açıklayacağız. Bunun yanında ilave projelerimiz de var. Onları da açıklayacağız. İstanbul bunlarla tarihteki o şanlı yerini yeniden alacak. İstanbul, Türkiye'yi dünyada 10. sıraya taşımada lokomotif olacak.''
AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birbirine bağlayacak kanal projesinin eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit tarafından gündeme getirildiğine ilişkin sözlere de şu karşılığı verdi:
''Merhum Ecevit, kendi projesini açıkladığında, diyor ki 'bunu, belli çevrelere diyet borcu olmayan parti uygulayabilir'. İşte bugün, hiç kimseye diyet borcu olmayan AK PARTi Hükümeti, kendi projesini ayrıntılarıyla uygulama safhasına getiriyor. Bu proje, bu kardeşinizin, ta belediye başkanlığından itibaren rüyasıdır. Ama bunun tarihi, Osmanlı'ya dayanır. Diyorlar ki 'efendim bu Ecevit'in projesidir'. Ecevit de bunu söylemiş olabilir, ama bir projeyi söylemek, yapmak demek değildir. Varsa projesi neredeydi. İnsan bunu da görmek ister. Dillendirmiş olabilir, doğrudur. Dillendirmesi bile bunlara göre daha hayırlıdır. Biz ise şu anda bunun adımını atıyoruz. Marmaray'ı merhum Abdulmecit dedemiz mimari çizgilerini çizmiş. Arşivlerden onu çıkardık...Biz o çizgiler üzerinden hareketle, iktidarımız döneminde bir adımını attık.''
"Halep oradaysa Arşın Türkiye'de"
Başbakan Erdoğan, 2005 yılında kurulan TÜMSİAD'ın çok kısa sürede 46 yurt içi şubesiyle, 10 yurt dışı çözüm ortağıyla, 10 bine yakın üyesiyle, Türkiye'nin etkili ve saygın bir sivil toplum örgütüne dönüştüğünü söyledi. KOBİ'lerin dertlerine, sıkıntılarına, sorunlarına çözüm üreten TÜMSİAD'ın, ayrıca 2010 yılında Dünya Verimlilik Bilim Konfederasyonu tarafından, dünyada sadece 41 kişi veya kuruma verilen ''Dünya Verimlilik Oscarı''nı kazandığını anımsatan Başbakan Erdoğan, derneğin başkanı, yöneticileri ve tüm üyelerini, bu başarılı çalışmalarından dolayı tebrik ettiğini kaydetti. Türkiye'nin 8,5 yıldır bu kadar hızlı ve sağlıklı büyümesinde, iş dünyasının da büyük sorumluluk yüklendiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, 2010 yılında kaydedilen yüzde 8,9 oranındaki büyüme için, iş dünyasının tüm temsilcilerine, TÜMSİAD üyelerine, özellikle de her türlü fedakarlığı göstererek bu büyümede katkısı olan KOBİ'lere, şahsı, ülkesi ve milleti adına şükranlarını sunduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, 8,5 yıl boyunca ekonomide iki sihirli kavramı her gittiği yerde gündeme getirdiğini, bunların istikrar ve güven olduğunu, en fazla hassasiyet gösterilen kavramların da bunlar olduğunu ifade ederek, 2002 sonunda iktidara gelindiğinde iş dünyasının çok yakıcı feryadı olduğunu vurguladı. İş dünyasının o dönemde ortak bir dil ve ortak bir akılla, ''Devlet gölge etmesin, başka ihsan istemeyiz'' şeklinde arzusunu dile getirdiğini anlatan Başbakan Erdoğan, ekonomiyle ilgili olarak hükümetlere düşen görev ve sınırların belli olduğunu, kendilerinin de 8,5 yıl boyunca işte hep o sınırın içinde kalındığını ve sorumlulukların yerine getirildiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, düzenleyici, ufuk gösteren, denetleyici, yolları açan, yolların güvenliğini sağlayan, yani üretim, istihdam için uygun zemini hazırlayanlardan olunduğunu dile getirerek, iş dünyasının en fazla ihtiyacını duyduğu istikrar ve güveni tesis etmek, ardından da muhafaza etmek için, son derece hassas biçimde çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti. 2002 yılında, toplam yatırımların miktarının 58,6 milyar lira olduğunu, 2010 yılında ise toplam yatırımların 207 milyar liraya yükseltilerek tüm zamanların rekorunun kırıldığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, aynı şekilde özel sektör yatırım miktarı 2002'de 43 milyar lira iken, 2010 sonunda yine tüm zamanların rekorunu kırarak, 164 milyar liraya yükseltildiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, 2002 yılında Türkiye'de 96 bin adet otomobil satıldığını aktararak, ''Hani diyorlar ya fakirlik, yoksulluk şu bu filan. Halep oradaysa Arşın Türkiye'de'' diye konuştu. 2010 yılında ise bu alanda yine bir rekor kırıldığını ve bir yıl içinde Türkiye'de 510 bin adet, yani yarım milyondan fazla otomobilin satıldığını bildiren Başbakan Erdoğan, rekor kırılan 2010 yılının ilk üç ayında 67 bin olan satılan otomobil sayısının, 2011 yılının ilk üç ayında yaklaşık iki kat artarak, 123 bine çıktığını anlattı. Başbakan Erdoğan, ''Eğer trend böyle devam ederse, 2011 yılında 1 milyon rakamına çok yaklaşmış olacağız'' dedi.
Başbakan Erdoğan, beyaz eşyada, buzdolabı satışında da geçen yıl ilk üç ayda 343 bin olan satışın, bu yılın ilk üç ayında 436 bine yükseldiğini ifade ederek, ''Bu ne demek? Yani fakirliğin olduğu yerlerde evlilik olur mu olmaz? Demek ki evliliklerde ciddi bir artış var. Eğer yeniliyorsa orada bir güzellik, evlilikler artarak devam ediyorsa orada ayrı bir güzellik var demek. Bizim arzumuz da bu zaten'' şeklinde konuştu. Başbakan Erdoğan, turizm konusuna değinirken de geçen yıl ilk üç ayda gelen turist sayısının 2 milyon 459 bin kişi olduğunu, bu rakamın bu yılın ilk üç ayında 3 milyon 600 bin kişiye yükseldiğini söyledi.
"Bunları konuşabilmek için dört dörtlük silme bir cahil olmak lazım"
Önemli bir göstergenin de faiz olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, 2002 yılında ortalama faizin yüzde 63 olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Faiz, 2010 yılında ortalama yüzde 8,1. Yahu yüzde 63 nerede, yüzde 8,1 nerede? Ben burada siyaset yapmak istemem ama şu anamuhalefeti de yavru muhalefeti de... Ya siz bunları görmüyor musunuz? Rakamlar ortada, çok açık net ortada. Halep oradaysa arşın burada. Yani biraz gerçekçi olalım, biraz samimi olalım, dürüst olalım. Biz bu ülkeyi kimlerden aldık belli. MHP-DSP-ANAP iktidarından aldık. Hesap da ortada. Yüzde 63 faiz nire, yüzde 8,1 nire? Bunun bedelini kim ödüyordu? Benim iş adamı arkadaşlarım ödüyordu. Bankadan kredi alacaksa o ödüyordu. Tüketici kardeşim aynı şekilde duman oluyordu. Ev almaya kalksa ayrı bedel, araba almaya kalksa ayrı bedel, hepsinde ayrı sıkıntı. Şu anda faizlerin oranı ortalama yüzde 8.''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin 2002 yılında, yüzde 63 faiz verdiği halde, ancak 9 ay gibi çok kısa bir süreyle dünyada borçlanabildiğini anlatarak, şimdi ise 10 yıla kadar borçlanılabildiğini kaydetti. Bunun kredibilite, güvenilirlik olduğunu, dünyanın, artık borç para verdiğinde Türkiye'ye güvenebildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, ''Şimdi çıkıp konuşuyorlar meydanlarda. Ne diyor? 'Bunlar çiftçiyi yaktı, bunlar esnafı yaktı. Şunu yaktı bunu yaktı. İnsaf et ya, insaf et... Bunları konuşabilmek için dört dörtlük silme bir cahil olmak lazım'' diye konuştu. İktidara gelinmeden önce, Ziraat Bankasının çiftçiye yüzde 59 faizle kredi verdiğini, şimdi ise bu rakamın yüzde 5 olduğunu, yüzde 5'inin de üstlenildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şimdi Ziraat Bankasının, eskinin 10-15 katı sayıda çiftçiye kredi verdiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, esnafa da önceden Halk Bankasının yüzde 46-47 faiz ile kredi verirken, şimdi yüzde 5 ile verdiğini, orada da yüzde 5 olarak kendilerinin ayrıca yük aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:
''59 nire 5 nire, 46 nire 5 nire? Hesap ortada... Ondan sonra diyorlar ki 'Biz çiftçinin yanındayız'. Nasıl yanındasın yahu, yüzde 59 faizle vermişsin. 'Esnafın yanındayız'. Nasıl yanındasın ya yüzde 46 ile kredi vermişsin. Biz zulmeden değil, zulmün karşısında olan bir iktidarız. Çok açık söylüyorum, bu kardeşiniz faizi netice olarak gören bir kardeşiniz değil. Bu kardeşiniz, faizi, bir sebep olarak, enflasyonu da netice olarak gören bir kardeşinizdir. Enflasyon, faizin neticesidir. Hedef nedir? Hedef inşallah faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Onu buraya indireceğiz. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz. Bu adımları atacağız. Türkiye ona doğru gidiyor.''
Merkez Bankasının açıkladığı faiz oranlarının ortada olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, piyasanın da buna göre kendisini düzenleyeceğini, düzenlemesi gerektiğini, çünkü faizle vatandaşın ezdirilmeyeceğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Şu anda Amerika 0,25'i uyguluyorsa, Japonya uyguluyorsa, bakın İsrail 2,3... Buralarda dolaşıyor. Biz de niye olmasın? Bizde de olması lazım. Bunu bu ülkede yapacağız er veya geç buraya gelecek'' dedi.
Para kazanmanın yolunun daha çok çalışmak olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, az çalışarak çok para kazanmanın bu toprakların, bu medeniyetin evlatlarına yakışmayacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, son olarak borç göstergelerini de hatırlatmakta fayda gördüğüne dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Küresel kriz nedeniyle, tüm dünyada ülkelerin borç göstergeleri yukarı doğru fırlarken, bizde tam tersine borç oranları düşüyor ve daha sağlıklı bir yapıya kavuşuyoruz. Kamu net borç stokunun milli gelire oranı 2002 yılında yüzde 61 seviyesindeyken, 2010 yılında bu yüzde 28,7'ye kadar düştü. AB tanımlı borç stokumuz, yüzde 78 seviyesinden bugün yüzde 41,6. Bu oranla, şu anda Avrupa'nın en iyileri arasında yer alıyoruz. Yani Maaschrit kriterlerine göre, bu işi başarmış olan müstesna ülkelerden biriyiz. AB üyesi ülkeler bile bu kriterleri yerine getirmiş değil.''
"Karşılıksız para basmak zulümdür, hırsızlıktır"
Başbakan Erdoğan, Türkiye'de 44 gün sonra seçim yapılacak olmasına rağmen, piyasada bir istikrarsızlığın olmadığını, seçim ekonomisi uygulanmadığını belirtti. Ne dedilerse, milli bütçeye ne koydularsa aynen devam edildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''(Para basalım da halkımıza para dağıtalım) Hayır, karşılıksız para basmak bizim kitabımızda yok. Asla, çünkü karşılıksız para basmak zulümdür, hırsızlıktır. Benim vatandaşımın cebindeki parayı modern bir şekilde çalmaktır. Biz buna müsaade edemeyiz. Yıllarca böyle yapmadılar mı bize? Türkiye ekonomisinin dengelerini böyle bozdular. Şimdi biz bakıyoruz ki piyasa seçimden sonrasını satın alıyor. Çünkü seçimlerden çıkacak sonucu şimdiden görüyor, ona göre de yukarı doğru büyüme eğilimini piyasa devam ettiriyor. Hamdolsun faizde herhangi bir ciddi oynama yok. Türkiye seçimlere giriyor, vade oranları uzamıyor. Türkiye seçimlere giriyor, üretimi, ihracatı, tüketimi gerilemiyor'' diye konuştu.
"Kolay değil, 10 yılların bedelini ödeye ödeye geliyoruz"
İstikrar ve güvenin en somut yansımasının bu olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Anamuhalefetin genel başkanı diyor ki, (12 milyon 700 bin yoksulun olduğu Türkiye'de 2,5 yaşındaki Kübra'ya bak' diyor. Herhangi bir yerde, herhangi bir nedenle, bir yavrumuz ölebilir. O eline aldığı rakam var ya, 12 milyon 700 bin. O rakamın, 2002 sonunu söylemiyor. 2002 sonunda o rakam neydi? Onu da ben söyleyeyim 19 milyon. 19 milyondan, 12 milyon 700 bine... Bir doların günlük olarak altındaydı biz geldiğimizde, şimdi 4 dolara tırmandı. Tabii ki kolay değil, 10 yılların bedelini ödeye ödeye geliyoruz. İnşallah bu tablo, Türkiye'nin, iş dünyasının on yıllar boyunca özlemini çektiği, hasretini duyduğu bir tablodur'' dedi. Seçimlere girerken, tek partili bir hükümet olarak, el altındaki tüm imkanların seferber edilebilecekken bunun yapılmadığını anlatan Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bunun çok sayıda yöntemi var. Bizden önceki hükümetler gibi imkanları son derece abartılı şekilde biz de kullanabilirdik. Merkez Bankasına bir talimat verip, para bastırıp, bol keseden dağıtabilirdik. Bütçe açığını dert etmeyebilirdik. Faizler yükselmiş, düşmüş, kaale almayabilirdik. Emekliye, memura, işçiye, asgari ücretliye bol keseden atabilirdik. Atıyorlar, görüyorsunuz nasıl atıyorlar. Niye? Bekara karı boşamak kolay. Şunu sormak lazım; Beyefendi sen bu ülkede 8,5 yıl civarında genel müdürlük yaptın. Hem de bu ülkenin en güçlü kurumunun başında, SSK Genel Müdürüydün. Senin döneminde bu SSK battı mı çıktı mı? SSK'yı devraldığında, batık mıydı çıkık mıydı? SSK'yı devraldığında SSK yerindeydi, pozitif netice veriyordu ve bu beyefendi görevi devraldı SSK, sürekli açık vermeye başladı.''
Başbakan Erdoğan, o dönemde kendisinin de SSK'lı olduğunu belirtirken, Ok Meydanı'ndaki, Tepebaşı'ndaki, Kuledibi'ndeki hastanelerin kuyruklarında annesi, babası ve kendisinin ilaçlarını almak için çok beklediğini dile getirdi. Reçetesini uzattığında, ilaçlarının bir kısmını alıp, bir kısmını almadan hastanenin kapısından birçok kez döndüğünü anlatan Başbakan Erdoğan, ''Doktor efendinin huzuruna gittiğiniz zaman titreyerek gidiyordunuz. Doktor sizi tedavi etmiyor, muayenehanesinin yolunu gösteriyordu. Beyefendi, sen bizi bunlara mahkum ettin, nasıl konuşuyorsun, hangi hakla konuşuyorsun? Ben olanları söylüyorum. Sorumluluk alanındayken beyefendi bunları bize yaşattı, şimdi kalkıp, sıkılmadan atıyor, 'Şunu vereceğim bunu yapacağım'. Sen olduğun zaman ne yaptığın belli zaten. Denenmiş denenmez... Sen bir iflas ettiren yöneticisin, bize başarılıları lazım. Sağına bakıyorsun çeteler var, soluna bakıyorsun çeteler var'' diye konuştu.
"Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz"
Seçim öncesinde asla afaki, uçuk bir şey söylenmediğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz. Çünkü, biz şunu düşünüyoruz, 74 milyon, bu ülkenin yarınlarına öz güven getirecek. Dikkatli olacağız. Çünkü bunlar kendi cebindekileri değil, milletin kasasını boşaltıyorlar'' dedi. Başbakan Erdoğan, ''Emekliye yüzde 100 zam yaptılar, emekli kardeşim de bu zamma kandı, ama seçim bitince, o yüzde 100 zammı, yüzde 50-60 seviyesindeki enflasyonla üç ayda fazlasıyla geri aldılar. Yoksula bol keseden dağıttılar, ama seçim bitince, yoksulu daha da yoksul yaptılar'' diye konuştu. Eskiden milyonere zengin dendiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ''Ne oldu? Biz bir milyona tuvalete gider hale geldik. Bizi bu hale getirdi. Hani delikli 2,5 kuruş vardı... Biz bir liraya tuvalete giderdik, bir milyona tuvalete gider hale geldik. (6 sıfırı atacağız) dedik, (Enflasyon patlar) dediler. Ne oldu? Hatta bunların bazı candaş, yandaş köşe yazarları vardı. (Atsın, Taksim Meydanı'na çıkacağım anıracağım) diyordu. Attık, ne oldu? Gerek yok zaten biliyoruz biz ne olduklarını da... Ama biz 6 sıfırı attık enflasyon patlamadı, çatladı. Enflasyonun geldiği yer ortada. Fakat hiçbir zaman sorumsuzluk içinde olamayız. Milletin tek kuruşuna dahi göz dikemeyiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyeceğiz ve yedirtmeyeceğiz dedik.''
http://www.akparti.org.tr/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder